Annem Anthony Quinn’i Kürt biliyor
MeRaL Tarafından bu Haber Siteye Eklenmiştir. Çarşamba, 25 Ocak 2012 23:31
Berlin - 90’lı yılların başında sürgün edildiğimiz bir Anadolu kentinde, okuldan döndüğümüzde babam içerden “Ayakkabılarınızın yanına Türkçeyi de bırakın” diye bağırıyordu. Hemen hemen her gün yıllarca bu sözünü tekrarlardı. O kentteki ilk gecede babamın ilk sözü ise “Bizi asimle etmek için buraya attılar. Kürtçemizi unutmayacağınıza dair söz verin” idi.Eşyaları indirmiş, evin ortasındaki beton avluya oturmuştuk. Babam ayakta, annem çökmüş eşyalara bakıyordu. O yüzü hala hatırlıyorum. O gece hiç bitmeyecek sürgünün ilk gecesiydi. Sürgünler peş peşe gelecekti. Bütün sürgünlerde, yaşadığımız mahallelerde, farklı olan sadece bizdik. Elbiseler, konuşmalar ve sokak aralarındaki aile boyu yürüyüşümüz.
O gece babamıza verdiğimiz sözün ne anlama geldiğini, Kürtçenin aslında sürgüne karşı bir kalkan olacağını, benliğimizi işgalden koruyacağını yıllar sonra anlayacaktık. Ama Kürtçenin işi hiç de kolay değildi; bizi arabaların hızla geçtiği, uzun yollardan, hiç sönmeyen ışıklardan, üstümüze gelen kalabalıklardan, geniş kaldırımlarla örülü koca bir şehirden, koca bir dilden koruyacaktı.
Bir yıl sonra “Kürtçe televizyon kanalı açılmayana kadar, bu eve televizyon girmeyecek” diyen babam geri atım atmak zorunda kaldı. Bir akşam taksitle aldığı renkli televizyon ile eve geldi. Televizyonu bizim ısrarımızla almıştı, fakat o sözünde durdu. Bir köşeye çekilip yabancı dile kulak kapatıyor, görmemezlikten geliyordu.
‘ÇEKİYOR MU?’
1995’in sıcak bir bahar günü. Damlardan, balkonlardan ve pencerelerden “Çekiyor mu?” diye bağıranlar. Kahvelerde, derneklerde, evlerde televizyon ekranında birazdan parıldayacak sihirli renkleri bekleyenler. “Bu andan sonra Kürdistan’ın bağımsızlığını görmezsek de gam yemeyiz” diyen yaşlı dedeler...
Bizim evdeki ‘legal’ ve ‘illegal’ yöntemlerle süregiden Türkçe-Kürtçe meydan muharebesinde Med Tv’nin açılmasıyla, Kürtçe uzaktan kumandaya girdi ve Türkçe’nin evdeki tek kalesini düşürdü. Aslında Kürtçe kanal ile evdeki yükümüz de azalmıştı. Çünkü anneme her gün Türkçe haberleri ve filmleri annemin diline çevirmekten yorulmuştuk.
Annem en çok “Masivanê Kal” (Yaşlı adam ve deniz) adıyla gösterilen Anthony Quinn’in başrolde oynadığı filmi seviyordu. Kürtçe seslendirilen ilk sinema filmlerinden birini hazırlama heyecanıyla olacak ki neredeyse her ay bu film tekrar gösteriliyordu.
Buna rağmen annem baştan sona filmi hiç sıkılmadan izlerdi. Türkçe filmleri yarım-yamalak çevirmekten artık kurtulmuştuk. Fakat bu kez filmin nasıl Kürtçe seslendirildiğini ve dublaj tekniğini anneme anlatamıyorduk. Sonunda bir gün “O yaşlı adam Kürt” deyip işin içinden sıyrıldık. Anthony Quinn’i Kürt yaptığımız yıllarda “dağ dili” kefenini yırttı.
KÜRTÇENİN BAHARI…
Önceki gün ise televizyonu açan annem Roj TV yerine kararmış bir ekran gördü. İki gündür dünyadan, Kürdistan’dan bihaber. Zira Roj TV, ana dili dışında başka dili bilmeyen annemin tek haber kaynağı. Şimdi ona ben evde yokken internete nasıl girileceğini ve Roj Tv’nin nasıl izleneceğini anlatıyorum.
Geriye dönüp bakıyorum. 17 yıllık uydu hayatıyla Kürtçe, üzerindeki ölü toprağı silkti, dünya ile buluştu. Annem Anthony Quinn’i Kürt bilse de bir şey olmaz. O da bizim Kürtçe bahçemizde usulca dursun. O bahçeyi en iyi Turgut Uyar anlar;
“Güllerin bedeninden dikenlerini teker teker koparırsan/ dikenleri kopardığın yerler teker teker kanar/ dikenleri kopardığın yerleri bir bahar filân sanırsan/ Kürdistan'da ve Muş - Tatvan yolunda bir yer kanar.”
Gökyüzünde de bir Kürt yıldızı daha kayarsa içimiz kanar, annem ağlar, Anthony Quinn bizim evde dilsiz kalır…
ANF

